eskiyi hatırlayıpta, derinden bir iç çekip, keşke dediğiniz oldu mu hiç? keşke o günlere dönebilseydim dediğiniz. eminim olmuştur. koca koca, avuç avuç günler varken yanıbaşınızda, o kullanamayacağınız; sadece anı defterine işleyebilceğiniz o günler varken keşke dememek gerçekten zor. size eskiyi hatırlatan bir yazıyı, bir televizyon programını, yarısı kullanılmış düzensiz bir ilkokul defterini, belki eski bir oyuncağınızı, belkide dayınızın size hediye ettiği eski bir uçlu kalemi görüpte yüzünüzde tatlı-acı karışık bir tebessüm belirmişir eminim. peki neden o günler insanın gittiği her yere gelir? neden hiç kurtulamayız onlardan? onlara bu kadar bağlanmamız niye? niyetim onları bir daha kullanmamak üzere rafa kaldırmak değil elbette. ama onları sırtımda taşımak beni yoruyor gerçekten. başım yere eğiliyor ve önümü göremiyorum. ben onları taşımak değil yürütmek istiyorum. fakat ısrarla yatalak rolü oynuyorlar bana karşı. şimdiden ne zaman sıkılsam, ne zaman zorda kalsam, ne zamankutulmak istesem şimdiden, sırtımdaki yükten bir ses geliyor:bizi hiç bırakmamalıydın!biz sana bunları yaşatmadık. hatırlıyor musun ne kadarda mutluyduk beraberken?! ama bilmiyorlarki onlar sadece benim için gerçek. neyseki şu sıralar şimdiyle aram iyi ve sırtımdaki yük geçici bir süre için servis dışı. benim asıl korktuğum o yükün artıyor olması. düşünsenize ne zaman kötü bir duruma düşseniz aklınıza eski günler gelir çıkış yolu olarak. fakat aklımıza gelmez bugünlerde yaşadığımız güzellikler o yüke katılacak bir gün. büyüme insanın doğasında var. fakat bizi yaşlandıran bunlar. yaşadıkça kalabalıklaşıyor, bizi yoruyor, enerjimizi alıyorlar. ben geçmişte yaşamamaya çalışıyorum. onlarıda elden bırakmadan tabi.